Ana Sayfa | Makale | Türkiye'de Dini Cemaatler - Hasan Güneş

Türkiye'de Dini Cemaatler - Hasan Güneş

image

Günümüzde kişisel gelişim, Kendini Gerçekleştirme olarak ele alınmaktadır. Araştırmalar, kişiyi en çok motive eden gücün, kendini gerçekleştirme dürtüsü olduğunu göstermektedir. Nihai amaç, kendini gerçekleştirmedir. Kendini gerçekleştirme dürtüsü çocukluktan başlar. Kendini gerçekleştirme insanın doğuştan getirdiği potansiyelini ve kapasitesini keşfetmesi, yaşama geçirmesi. Kendini gerçekleştirme, bireylerin yaşam kalitesini arttırarak, var olma bilincini geliştirerek, kapasitelerini ortaya çıkararak sağlıklı ve dengeli bireylerin oluşumuna katkıda bulunur. Bu özellikteki bireylerin artışı nitelikli, etkili topluma yol açacaktır.

Çocukluk yaşantıları, kendini gerçekleştirmeyi destekleyebileceği gibi engelleyebilir de. Engellenmeme durumunda çocuğun ileriki yaşamında kendini gerçekleştirme açısından şunlar beklenir:

- Kişinin, başkalarının düşünceleri veya mantığı yerine, kendi düşünceleri doğrultusunda davranabilme yeteneği,

- Bireyden tüm yaşantılara açık olması,

- Her anı dolu dolu yaşaması,

- Düşünce ve özgürlük duygusu,

- Yüksek düzeyde yaratıcılığa sahip olması,

- Yüksek düzeyde sosyal ilgi göstermesi.

Kısacası, çocuklar/gençler, şimdi ve gelecekte potansiyellerini tam olarak kullanma fırsatı verildiğinde kendilerini geliştirirler. Ancak, deneyim veya deneyimlere açık olmama; kalıpsal davranışlar gösterme kendini gerçekleştirmeyi engelleyecektir. Gözlem ve deneyimler ışığında dini cemaatlerin örgütlenme biçimleri ve davranış, eylemleriyle özgerçekleştirime engel oldukları söylenebilir. Aslında, dini cemaatlerin bireyi etkileme süreciyle, onun özgürlüğünü nasıl elinden aldığına ve sonuçta bireylerin psikolojik durumu için önemli olan kişisel gelişimine (kendini gerçekleştirme) ne tür olumsuz etkilerinin olabileceğine ilişkin olarak, yazının hemen başında ipuçları verilmektedir.

Dini cemaatlerin oluşumu, yapısı hakkında çok şey söylenildi, yazıldı. Ancak, dini cemaat olgusunun, dini cemaat üyelerinin özellikle çocuk ve gençlerin, kişisel gelişimine olumsuz etkilerinin neler olabileceği konusunda çok az şey yazıldı. Gözlenen o ki; dini cemaatler maneviyatı sadece dinsel öğede aramaktadır. Bazı dini cemaatler de kişisel gelişimi, sadece mesleğe yönlendirme olarak ele almaktadır. Dini cemaatler, kişisel gelişimi sadece bu açıdan ele almaları nedeniyle, psikolojik olarak çocuk ve gençlerdeki yarattıkları olumsuzlukların hesabını yarın nasıl verecekler? Dini cemaat liderlerinin bu durumu düşünecek düşünsel derinlik ve zenginlikten yoksun oldukları görülmektedir.

Dini cemaatlerde hiyerarşik bir yapı bulunmaktadır. İlişkiler; abi, abla; çocuk ve genç şeklinde biçimlenmektedir. Her dini cemaat üyesi gibi çocuk/genç de; değerli olmak; kabul edilmek ister. Ancak, düşünsel olarak dini cemaatlerde bireyin değeri, çocuğun ve gencin değeri, dini cemaat liderlerinin atfettiği değer kadardır. Bunun anlamı, dini cemaatlerin oluşumuna ve sürdürülmesine katkı sunduğu ölçüde çocuk ve gencin değerli olmasıdır. Aslında, çocuğun ve gencin farklı duygu, düşüncelerinin de olabileceği göz ardı edilmektedir. Psikolojik ve gerçek anlamda değerli kabul edilmeyen çocuk/genç, kendi içgüdüleriyle hareket etme yeteneğini kaybedecek ve bu nedenle kişisel gelişimi engellenecektir.

Dini cemaat liderlerinin, zaman zaman çocuklara/gençlere, dini, ortaçağdaki bir ideolojiymiş gibi benimsetmeye çalışması, aslında dinin kendisine zarar verdiği gibi, çocuk ve gençlerin düşünsel dünyasına da zarar vermektedir. Dinin salt olarak anlatılıp çıkarımların çocuk veya genç tarafından yapılması yerine, bütün çıkarımların tartışmaya açık olmayacak bir şekilde çocuğa dikte edilmesi, bazı gençlerin yorumlama ve sorgulama yeteneklerine engel olup akıl ve bilimden uzaklaşmalarına sebep olabilmektedir. Sıradan bir tarihçi veya bilim adamının işlevlerine bakarak din kurumuna saygı göstermemesi mümkün değildir. Uygarlık tarihi boyunca din kurumu bugüne kadar gelmiştir. Bu süreç içerisinde gerek bireysel gerek toplumsal işlevleri gerçekleştirmiştir. Bu nedenle saygı duyulması gereken kurumların başında din gelmektedir. Ancak beklenen, dinin hakkını dine, bilimin hakkını bilime vermek olmalıdır. Dinin bir ideoloji biçiminde benimsenmesi, çocuklarımızın bazı yaşantılara açık olmasını engellemektedir. Ayrıca düşünce ve özgürlük duygusundan uzaklaşmasına sebep olmakta ve dolayısıyla yaratıcılığını engelleyebilmektedir. Bu durumun da çocukların bugünkü ve gelecekteki kişisel gelişimini olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Diğer taraftan, dini cemaatler bununla yetinmeyip muhafazakârlığı ve tutuculuğu benliğinin bir parçası durumuna getirdikleri çocukları, bugünde ve yarında içinde bulunduğumuz çağa, topluma ve devletin geleneklerine yabancılaştırabilmektedirler. Bu nedenle, bazı gençler laik ahlaka karşı eylemlerde bulunarak sistem dışı arayışlar içine girmektedirler.

Birey, duygu ve düşünceleri açısından; biriciktir. Bunun anlamı; duygu ve düşünceleri açısından her insanın, diğer insanlardan farklı olmasıdır. Ancak dini cemaat üyesi, bu özelliğini liderlerine bağlıyorsa, kişisel gelişiminin olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Üye, kendi duygu ve düşüncelerine aykırı olsa da, davranış sergilemek durumundadır. Böyle yaşayan çocuk/genç, ne o anı ne de yarınını yaşayabilecektir. (Kendisi olamayacağından, kendini gerçekleştiremeyecektir.) Yaşayamama, kendini gerçekleştirememeyi de beraberinde getirecektir. Yani kişisel anlamda gelişememeyi... Eğer çocuğun bilişsel ve duygusal dünyası olduğu gibi kabul edilirse, çocuğun kendine olan saygısı artacak; böylece girişimciliği hız kazanacak; potansiyelini kullanma fırsatı bulacaktır.

Özellikle dini cemaat liderleri, üyelerinden itaat beklediklerinden, üyelerinin ne/nasıl düşündükleri kendilerini çok ilgilendirmemektedir. Onları ilgilendiren; üyelerinin ne düşünmesi ve ne yapması gerektiği üzerinedir. Kuşkusuz dini cemaatler böyle yapmakla tek tip bireyler yetiştirmektedir. Böylece, farklı duygu ve düşüncelere karşı çıkarak bireyselleşmeyi engellemektedirler. Ancak, bireyler arasındaki farklılıklar pek de önemsenmemektedir. Bu durumdaki gençlerin/çocukların eş seçme gibi, bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlükleri dahi kısıtlandığı gibi; kişisel anlamda sorumluluk alma becerileri de gelişemeyecek ve çok geniş anlamda da toplumun etkin bir üyesi olmakta zorlanacaklardır.

Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (2 Yorum Eklendi):

menderes kızılırmak Tarih: 13 February, 2009 09:16:26
avatar
CEMAATLER VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME

Kişisel gelişim, kendini gerçekleştirme olarak ele alınabilir. Ancak bireyin kişisel gelişimini tamamlayabilmesi için yani kendini gerçekleştirebilme potansiyeline ulaşabilmesi için karşılanması gereken diğer bazı ihtiyaçlar söz konusudur. Bunların göz ardı edilmemesi gerekir. Dolayısıyla bu ihtiyaçlar karşılanmadan bireyin kendini gerçekleştirebilmesi kendisi olması zaten mümkün değildir. Maslow bu ihtiyaçları hiyerarşi bir sıra ile vurgulamaktadır. Ona göre piramidin ilk basamağında fizyolojik ihtiyaçlar yer almaktadır. İkinci basamakta güvenlik ihtiyaçları (tehlikelere, yokluğa, tehdide karşı korunma ihtiyacı); üçüncü basamakta aidiyet ihtiyaçları (bir gruba girme, dostluk ilişkileri kurma ihtiyacı); dördüncü basamakta sosyal onay ve prestij ihtiyaçları (öz saygı, özgüven, bağımsızlık, sosyal tanınma, vb. ihtiyaçlar); beşinci basamakta kendini gerçekleştirme ihtiyaçları (kendini, projelerini gerçekleştirme, potansiyelini geliştirme, mükemmelleşme, vb.) bulunmaktadır ve tüm bu ihtiyaçlar aynı bir çizgi (continuum) üzerinde yer almaktadırlar.

İlk dört basamaktaki ihtiyaçlar tam manasıyla karşılanmadan bireyin kendini gerçekleştirmesi mümkün olmayacaktır. Bu durumda sadece kendini gerçekleştirme dürtüsünün tek başına motive ediciliği ve yeterliliği söz konusu edilemez. İlk ihtiyaçtan son ihtiyaca kadar, her ihtiyacın ayrı ayrı ve bunlarında bir bütün olarak motive ediciliği ele alınmalıdır. Örneklersek; aidiyet ihtiyacı henüz karşılanmamış ise motive edici aidiyet ihtiyacıdır öncelikle.
Söz kokusu edilen cemaatlerin özellikle üçüncü ve dördüncü basamaklardaki olumlu etkilerini göz ardı etmek mümkün değildir. İlk iki basamakta da olumlu etkileri vardır fakat bu ihtiyaçlar daha çok aile (fizyolojik) ve devlet (güvenlik) tarafından karşılandığı için tam manasıyla bir etkiden bahsedilemez. Bu ihtiyaçları karşılayamayan bireylerin bu ihtiyaçlarının cemaatler tarafından karşılandığı bilinmektedir. Cemaatlerin aidiyet ve sosyal onay (prestij) ihtiyaçları karşılamada üstlendikleri vazife ve olumlu etkiler sayesinde birey kendini gerçekleştirme yolunda bir temel oluşturarak kişisel gelişimini kendisi oluşturmaktadır. Yani burada cemaatler bireyi dört duvar arasına hapsedip kendi dogmalarını zorla benimseten bir yapı içerisinde değil; tam tersine bireyin aidiyet duygularını “bir gruba girme, dostluk ilişkileri kurma” ve sosyal onay, prestij duygularını “özsaygı, özgüven, sosyal tanınma” gibi ihtiyaçları karşılanarak, özgür bir ortamda bireyin kendi dogmalarını oluşturma ,yorumlama ve başka dogmaları görme, karşılaştırma ve saygı duyma gibi özellikleri görebilmelerine imkan sağlanmaktadır. Dayatmacı bir uygulama asla söz konusu değildir. Daha ziyade “benim dogmama bana, sizin dogmanız size” anlayışından bahsetmek mümkündür. Birey kendine yol çizmede, değer oluşturmada özgür ve daha çok alternatife sahiptir. Kendini gerçekleştirme (kendisi olma) etkilerden çok bireyin kendi karakter, benlik ve kişiliğiyle özünde barındırdığı dogmalarıyla ilgili bir durumdur. Birey her ortamda, her şart altında kendi duygu ve düşüncelerini savunabilmelidir aksi halde birey zaten kendini gerçekleştirememiştir kendisi olamamıştır. Bu bağlamda kişinin kendini gerçekleştirememelerini cemaatlere vb durumlara bağlamak pek doğru bir görüş değildir. Tam aksine öncede vurguladığım bireyin kendini gerçekleştirebilmesi ve o motiveye ulaşabilmesi için ön şart arz eden ilk dört ihtiyacı karşılamak gibi bir vazife üstlenmişlerdir. Bu manada nitelikli ve etkili insanların yetişmesinde ve böyle bir toplumun oluşmasına ön ayak olmuşlardır cemaatler. Dolayısıyla cemaatler vb kurumlarda bulunan (tabiki aidiyet ve sosyal onay duyguları, ihtiyaçları tam manada karşılanmış olup) bireylerin, kendini gerçekleştirmiş insanlardan beklenen davranışları sergilemede ve içselleştirmede daha hazır oldukları söylenebilir. Elbette bu konuda istisnalarda olabilir.

Aile, toplum, cemaatler vb kurumlarla aidiyet ve sosyal onay (prestij( duyguları karşılanmayan dolaysıyla kendini gerçekleştirmede ön hazırlığa sahip olmayan insanlarda şu olumsuz davranışları gözlemlemek çoğu zaman mümkündür:
• Kendi düşüncelerini ve başka düşüncelerin doğruluğunu karşılaştıramama,değerlendirememe ve dolayısıyla yanlış yollar seçme. Yani başka düşüncelerin doğru olabilirliğini göz ardı etmek.(kafasının dikine gitme)
• Her türlü ortama girmeyi marifet sayıp girdiği bazı karanlık ortamlardan çıkamayıp, kötü alışkanlıklar edinmek.
• Yaşamın gerçeklerinden, reel yaşantılardan soyutlanarak tüm vaktini sadece zaman öldürücü işlerle meşgul etmek.
• Sorumluluk duygusundan yoksun olmak ve düşünce ve özgürlüğü sadece her istediğini yapmak olarak yanlış yorumlamak.
• Sosyal yaşamı ve sosyal duyarlılığı arkadaş çevresinden ibaret saymak.

Maneviyatın birçok öğede bulunması olası bir konudur. Bu öğelerde bulunan maneviyatın derecesini bireyin kendisi belirler. Bir kişi için maneviyatı çok yüksek olan değerli bulunan bir öğe başka biri tarafından manevi bir değer ifade etmeyebilir. Cemaatlerin maneviyatı sadece dini öğelerde aradıkları görüşü hem yanlış hem de eksiktir. Cemaatlerde maneviyatın arandığı bir çok öğe bulunmaktadır (birlik ve beraberlik,yardımseverlik vb). Ancak din bu öğeler arasında maneviyatı yüksek bir öğe ve değerdir. Yani her insanda bir çok değer arasında maneviyatı daha yüksek bir değer bulunabildiği gibi. Kaldı ki bireyin inancını ya da dinini kendine maneviyatı en yüksek değer veya öğe olarak belirlemesinde bir sakınca ve daha doğal bir yoktur. Şunu da belirtmeli ki cemaatlerin kendilerine yüksek maneviyatlı öğeler belirlemeleri ve aramaları cemaat içerisindeki bireylerinde bunları dogma olarak almaları söz konusu değildir. Bireyler özgürdürler ve cemaatlerden farklı olarak maneviyatı kendileri için daha yüksek bir öğe değer bulunabilir ve bunu dile getirebilirler. Bu bireyin özünde barındırdığı kişilik ve karakterle ilgilidir.

Sadece cemaatlerde değil tüm toplum ve devlet kurumlarında hiyerarşik bir yapı bulunmaktadır. Örneklersek; en özgür ortamlar olarak nitelendirilen üniversitelerde rektör, dekan, öğretim üyeleri, öğrenciler, hizmetliler gibi hiyerarşik bir yapı yok mudur. Bireyi değerli kılan birilerinin ona biçtiği değil, bireyin kendisini, biçtiği, kazandığı ve savunduğu kendisidir, öncelikle varoluşu ve insan oluşudur. Şu bir gerçek ki bir grup içerisinde çalışanlar yükselirler ama bu onları değerli kılmaz, onları değerli kılacak olan kişilikleri ve karakterleridir. Bireyden beklenen içgüdüleriyle değil düşünceleriyle (beyniyle) hareket etmesidir. Beyinleriyle içgüdülerini kontrol altına alıp yönetmektir.

Çevremize baktığımızda bir çok insanın kültürlerini, değerlerini, maneviyatı yok sayarak inançsızlığa doğru gittiklerini görmekteyiz. Bu durum toplumu yozlaştırmaktadır, bizi biz yapan gelenek, görenek ve ananelerimizi yok etmektedir. Bununla yetinmeyip insanlarımızı ötekileştirmektedir. Bu açıdan ortak paydamız olan öğeleri ve bu öğeler arasında dinin ve inancımızın birlik ve beraberliği sağlamadaki önemli rolü göz ardı edilmemelidir. İnsanlar elbette tek, farklı ve farklılıklarıyla, tercihleriyle değerlidirler. Ancak sırf farklılık olacak diye,tercihlerde bulunulmaz.

Unutulamamalıdır ki:
“İnsanların tercihleri,Allah”ın tercihlerinden önce gelemez”
menderes kızılırmak Tarih: 13 February, 2009 09:18:33
avatar
"menderes kızıırmak" ismi rumuz olarak kullanılmıştır.
Yorumunuzu Ekleyin comment
  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Etiket eklenmemiş
0
Powered by Vivvo CMS v4.0.3